‘insan psikolojisi üzerine denemeler’ Kategorisi için Arşiv

h1

İpsikoloji röportaj: Hong Kong’ta bir Türk

Ağustos 19, 2008

İpsikoloji : Hong Kong neresi, İstanbul neresi. Neden Hong Kong?

Y. Ahmet Hakan: Neden Hong Kong, çünkü: Hong Kong’a 2000 yılında gelme nedenim ilk olarak ithalat. O zaman çok etkilenmiştim. Görsel olarak muhteşem güzellikte bir şehir. Tabi o gelişimde Şangayı’da ziyaret etmiştim yine iş için. Aradaki fark kıyaslanamayacak kadar çok açıktı. Daha sonra her yıl geldim yine işim gereği Hong Kong’a ve Çin’e. Her gelişim daha da etkiledi beni. Defalarca kendime sordum neden diye, ama cevabını bulamadım hiç… Sonunda da buraya yerleşmeye karar verdim.

İpsikoloji : Hong Kong’u İstanbul’a tercih etme sebebiniz nedir?

Y. Ahmet Hakan: Benim buraya yerleşme amacım uluslararası ticaret yapabilme isteğim. Buraya her ziyaretimde daha da keşfedebilme şansım oldu ticari açıdan şartların nasıl olduğunu. Hong Kong havaalanına indiğinizde bir yazı karşılar sizi: ”Asya’nın dünya şehrine hoş geldiniz” diye. Sanıyorum bu cümle bir çok şeyi anlatır insanlara. Hong Kong gerçekten bir Dünya şehri. Bunun yanında Türkiye’mizdeki ticari şartlar da ortada. Risk çok fazla, yatırımınızın karşılığını almak çok zaman alıyor. Ayrıca tüm Dünya şirketleri Asya olmadan olmaz şeklinde bakıyorlar olaya. Çin çok büyük bir pazar. Türkiye’mizde genelde Çin sadece ithalat kapısı olarak görülüyor. Ama fakir Çin halkının elit tabakasının rakamı yaklaşık 250 milyon kişi. Bu rakam daha iyi fikir verir sanıyorum işadamlarına.

İpsikoloji : Çin’deki bir Türk kendini nasıl hisseder, ne yer ne içer?

Y. Ahmet Hakan: Genelde Türkiye’de söylediğimiz bir söz vardır halk arasında; Türk’ün olmadığı bir yer yoktur dünyada diye. Burada da Türkler var doğal olarak. Ama bir Avrupa ülkesindeki kadar değil tabii.

Ne yer? İşte bu güzel bir soru. İlk geldiğimde çok sıkıntı çekmiştim. En çok koku rahatsız ediyordu restoranlardaki. Yanlış anlaşılmasın pislikten ya da Çinliler her şeyi yerler de o yüzden değil. (Çin hariç, Hong Kong’ta kedi, köpek ya da böcek falan yenmiyor) Kullandıkları yağlar ve sosların kokuları çok ağır kokuyordu o zamanlar bana. O zamanlar diyorum çünkü artık koku falan kalmadı. Hong Kong’ta genelde restoranlarda İngilizce menü de bulabiliyorsunuz. Tabi buradaki asıl sorun Helal yemek. Ama deniz ürünlerinden bazılarını yiyebilirsiniz Çin restoranlarında. Ya da öğrenene kadar yanınızda bilen birisiyle gitmeniz daha iyi olur restoranlara. Mesela makarna isteyebilirsiniz gayet masumane bir seçimle. Ama makarnanın üzerine çorba suyu koyarlar biraz, o da genelde domuz etli bir çorba olur. O yüzden dikkatli olmak lazım. Tavuk da yenebilir tabi ama Helal kesim olmayacağı da ortada. O yüzden en mantıklısı deniz mahsulleri. Diğer yandan burada aynı ülkemizdeki gibi meşhur fast foodları adım başında bulmak mümkün. Ama en güzeli de Hong Kong’ta üç tane Türk restoranı var. Büyük değiller ama en azından bir çorba içip her türlü döner ve kebap, pide lahmacun bulma şansınızda var. Bunlardan iki tanesi Tsim Tsa Tsui de. Bir tanesi de Mong Kong’ta. Tsim Tsa Tsui de büyük bir cami var ona çok yakın. Yine Çin’deki büyük şehirlerde de Türk Restoranları var. Araştırmak lazım gelmeden önce ki sonradan zorluk çekilmesin.

İpsikoloji : Çin ile Hong Kong arasındaki gözlemlediğiniz farklar nelerdir?

Y. Ahmet Hakan: Çin ve Hong Kong çok farklı. Her açıdan çok farklı. Fakat Çin, Hong Kong’u örnek alıp diğer büyük şehirlerini de Hong Kong’a benzetmeye çalışıyor. Yani çok hızlı bir değişim var Çin’de şu anda. Halkın kültürü, yaşam standardı çok farklı Çin’e göre. Ama Hong Kong her şeyiyle çok başka. Alt yapısı üst yapısı, kurumların insana hizmet için var olduğunu burada çok iyi anlayabiliyorsunuz. Yani devlet dairesine bir işiniz düştüğünde ilgi alaka şaşırtıyor insanı. Darısı bizim ülkemizin başına İnşallah. Yabancı da olsanız her türlü hizmeti alıyorsunuz burada. Hem de çok hızlı bir şekilde. Ve telefon açıp bilgi veriyorlar size.

İpsikoloji : Kızıl Çin neden Hong Kong’u etkile(ye)miyor?

Y. Ahmet Hakan: Aslında etkiliyor. Şöyle ki; 1997’de Çin kontrolü ele alırken uluslararası anlaşma gereği Hong Kong’un statüsünü değiştiremez diye bir madde var. O maddeden dolayı mı yoksa geçekten istemediği için mi bilinmez tabi. Ama Hong Kong’a bir saat mesafede Macau adası var yine Hong Kong gibi bir statüsü var. Yani iç işlerinde bağımsız dış işlerinde Çin’e bağlı özerk bir yapıda her ikisi de. Çin Macau adasınıda değiştirmediği gibi Las Vegas gibi bir kumar merkezi haline getiriyor hızla. Çin vatandaşları Hong Kong’a ancak vize alarak gelebiliyorlar. Ama her şeye rağmen son yıllarda Çin’den buraya yerleşenlerin sayısı çok hızla artıyor. Bu da ister istemez Hong Kong’u değiştiriyor tabii ki.

İpsikoloji : Çin’in Doğu Türkistan Türklerine karşı nasıl bir vahşet sergilediğini biliyoruz. Yaşadığınız bölgedeki halkın Doğu Türkistan Türklerine bakış açısı nasıl?

Y. Ahmet Hakan: Konuşmaya çalıştığım insanların maalesef hiç bir bilgileri ve fikirleri yok Doğu Türkistanlılar hakkında. Sadece o bölgede Türklerin yaşadığını biliyorlar o kadar. En ufak bir yorum yok…

Genel olarak Hong Kongluların ve Çinlilerin bizim ülkemizdeki gibi sosyal yaşamları pek fazla yok. Yani robot gibiler diyebiliriz. Evden işe işten eve. Sonrada dışarıda yemek yemeye. Burada genelde evde yemek yapma adetleri yok. Çok şaşırtıcı ama herkes dışarıda yer yemeklerini. Öğle ve akşam yemeği zamanlarında restoranların önünde kuyruklar oluşur. Bekliyorlar ki içerideki yemeğini bitirip çıksın. Çok tuhaf gelmişti bana. Yahu gider başka restoranda yeriz neden bekliyorsunuz dedim ilk seferinde. Her yer aynıymış meğer.

İpsikoloji : Bulunduğunuz süre içerisinde Doğu Türkistanlı Türklere herhangi bir yardımınız dokundu mu?

Y. Ahmet Hakan: Burada yaşayan Doğu Türkistanlı bir kardeşimle tanışamadım henüz. Sanıyorum yok burada hiç Doğu Türkistanlı. Ama Şangay’da ve Guangzhou’da tanışmıştım.

Bir ip ucu daha; eğer Çin’de cadde kenarında bisikletlerinin arkasında küçücük mangalında çöp şiş yapan birilerini görürseniz bilin ki onlar Uygur Türkleri. Zaten başlarında takkeleri, tertemiz yüzleriyle hemen anlaşılıyor. Çok da zor olmadan Türkçe anlaşabilirsiniz. Malum onlar öz Türkçe kullanıyorlar.

İpsikoloji : Başınızdan geçen ilginç bir olayı anlatır mısınız?

Y. Ahmet Hakan: Burada çok hoşuma giden başka bir uygulamayı anlatmak istiyorum: Hong Kong’ta sokak çocuğu hiç yok. Hatta Çin’deki bazı fakir aileler çocuklarını geleceğini kurtarmak adına para verip çocuklarını Hong Kong’a yollamaya çalışıyorlar kaçak olarak. Getiren şahıslar çocukları burada her hangi bir parka bırakıp gidiyorlar. Hong Kong devleti alıyor o çocukları üniversiteyi bitirip iş bulana kadar çok iyi bir şekilde yetiştirip topluma sunuyor. Bu beni çok şaşırtan ve hayran olduğum bir davranış. İnşallah bizim ülkemizde de bu şekilde olur da kurtulur toplum bu yaradan.

İpsikoloji : Türkiye’ye hangi sıklıkta geliyorsunuz?

Y. Ahmet Hakan: Belli bir periyodda gidemiyorum. Senede bir ya da iki sefer gidebiliyorum ancak.

İpsikoloji : Son olarak oldukça klasik bir soru: En çok neyi özlediniz?

Y. Ahmet Hakan: Ailemin ve sevdiklerimin hasreti çok zor tabii ki. Ama teknoloji sayesinde sık sık görüşüyorum onlarla. En çok da yemeklerimizi özledim.

12 Ağustos 2008 Salı

İlgili fotoğraflar ve linkler:

Çin’de hayat ayaklar altında.

Hong Kong’ta bir restoran.

Hong Kong map.

Soykırımın adı: Doğu Türkistan.

Soykırımın adı: Doğu Türkistan2.

Çin Zulmünün Tarihi.

Comfy Streets of Hong Kong by fayerman.

h1

sorun/sorunsallaşma/zaman/an/abartmama ve iletişim

Temmuz 27, 2006

 

İnsan kendi kendine sorunlar üretebilen bir tabiata sahip.Ortada somut anlamda hiç bir sorun yokken bile insan kendi sorunsallaşarak sorunlar üretiyor.Birçok insan arasında böyle çarpık iletişim tarzları var.İnsan iletişiminde bazen kılı kırk yaran bir karaktere sahip olmamak gerekiyor .Yani buna çarpık aşırı yoğunlaşma diyebiliriz.Şu var ki iletişimde bir şeyi sorun olarak algılayıp ,kendimizi ve karşımızdakini mayalandıktan sonra kendimizin ve muhatabımızın sürekli üzerine gidersek bu maya çabuk tutacak giderek katılaşacak, daha kompleks hale gelecektir.Burada önemli olan bakış açılarımız.Evliliği, bir erkeği veya bir kadını sihirli birer değnek olarak algılamak, dokundu mu hayatımızın değişeceğini, içimizin gökteki yıldızlar gibi parlayacağını ummak güzel ama yanlış, hoş ama boş bir düşünce ,bir  hayal diyebiliriz.Psikolojik faktörler, mutluluk -ki tanımını yaptığımızda bu sürekli olan bir olgu değil insanın tabiatı gereği belli aralıklarla yaşadığımız hoşnut olma hali olarak tanımlıyorum- dışardan içeriye gelmez;içerden yaşanır.Yani mutlu olmaya çalışılmaz mutlu olunur.Karşımıza bir hayal alıp bu hayale ulaşmak için beklemek psikolojik faktörlerde beyaz atlı prens beklemeye benzer ki bu filimler de filim için olur.Önemli olan insanın yaşadığı zaman diliminin farkında olmasıdır.

 

Beklentilerimizi iyi deşifre etmek gerekiyor.Acaba beklentilerimiz insan tabiatı açısından ne kadar sağlıklı.Ne kadar doğru.Muhataplarımızla sorunlarımız elbette olacaktır-ki sorunsuz insan olmaz bu tabiatımızda var. Bunu benimsemek, benim-sevmek gerekiyor-Ama sorunlarımızı gereksiz çarpık yoğunlaşmalara sokmadan, sorunlaştırmadan sadece beraberliği hissederek dışarından sizin iç dünyanıza girecek bir huzur beklemeden hep etken veya edilgen konumda olmadan, zaman faktörünü göz ardı etmeden ,abartmadan karşılıklı etkileşim çerçevesinde, iletişimlerimizi kuvvetlendirmeye/hissetmeye çalışmalıyız.saygılarımla….

h1

İnsan psikolojisi üzerine denemeler 2

Temmuz 4, 2006

 

Bir insan olarak kendimizi anlamlandırmaya ,sorgulamaya çalışmamız,insani ve anlamlı bir eylem.Sosyal yaşamın çoraklaştığı,insanların sürüler halinde yaşamaya başladığı, alışkanlıkların dizginleri eline aldığı,iktidar olduğu,nesnelerin,konumların,paranın,gücün İNSAN‘dan önce geldiği bir ortamda bu sorgulamaları yapmak kolay değil.

 

Bir insan için hayatı kazanmaktan önce anlamlandırmanın daha önemli olduğunu düşünüyorum.Hayatı ne için kazanacağımızı bilmez isek bu kazanımlarımız bizim için birer ağır yüke,karmaşaya, absürt olgulara dönüşüyor.Oysa insan absürt değildir,anlamı olan, anlamlandıran bir varlıktır.

 

Hiç bir şeyden korkmamalı ve her şeyi anlamaya,anlamlandırmaya çalışmalıyız.Ama burada teknik bir hataya düşmemeliyiz.Anlamlandıramadığımız zaman bu demek değil ki hayat ve insan anlamsız.Her insan teki olarak algıladığımız kadarıyla anlamlandırabilir ,kendimiz kadar var olabiliriz.Burada önemli olan bu insani çabayı gütmek

Sorumluluğumuzda bir insan olarak bu çabayı daim kılmak değil midir?

 

İNSAN OLMAYI iyi anlamalıyız. İnsan tabiatını ,gelişimini iyi irdelemeliyiz.Kafamızdaki verilerin sağlıklılık derecesini ölçmeliyiz.Ölçülerimiz yanlış olduğu zaman ölçümlerimizde yanlış oluyor.Eğer zihinsel ve duygusal dünyamızda sağlıklı/anlamlı verilerimiz yok ise aklımız ve duygularımızda bundan etkileniyor.

 

h1

İnsan psikolojisi üzerine denemeler 1

Temmuz 4, 2006

 

 

İnsan psikolojisi her şeyden önce zihinsel bir süreç.Psikolojik hastalıklar aslında halk diliyle tabir edilen biçimde “hastalık hastası olma” hali diyebiliriz.Öncelikle kendimizle ilgili teşhislerde bulunurken insanın tabiatını iyi tanımalıyız.Nasıl yeni bir makine , alet her neyse aldığımızda öncelikle kullanmasını öğrenirsek , öğrenmeden kullandığımız zaman bozacağımızın farkında isek,kendimizi de kullanmadan önce -ki insan kendini kendini yapan ve kullanan bir varlıktır- kendimizi tanımalı, öğrenmeliyiz.Ama insan makine değildir ki her şey teoride ki gibi uygulansın.Dünya da ne kadar insan var ise o kadar alem var.Her insan bireyi ayrı bir dünya-okunması gereken-.Yine de benzer özelliklerimizde çok fazla diyebiliriz.Her insan sever ,üzülür ,düşünür,korkar, kıskanır, bencilleşir…..

 

 Her birey olarak bizde insan tabiatına sahip olduğumuza göre insanın tabiatını tanımalıyız. İnsan tabiatı gereği gerilimlere örülü  ve dualist -ikili -bir yapıya sahip.İnsan benliğinde çatışma yaşayan bir varlıktır.Bunu kabul etmeliyiz bir insan bireyi olarak.Çatışmasız insan olmaz.Çatışma zaten insanda vardır,diğer varlıklar bunu yaşamaz.Eğer bunu kabul edersek,benimsersek bir çok sorunumuzu ‘sorunsallaştırma’yacağız.İçinden çıkılmaz gibi görüp sorunlarımızla aramızda duvar örmeyeceğiz.Sorun demek İnsan demek.Sorumsuz insan olabilir ama sorunsuz insan olmaz.Zaten sorumsuzlukta bir sorundur.İnsanda sorun bitmez sadece değişir.

 

İşte önemli olan kendimizin, tabiatımızın farkında olarak ,deve kuşu gibi kafamızı benliğimize gömüp kendimizden başka sanki kimse sorun yaşamıyormuş gibi bakmadan her insan teki olarak bizde sorunlarımıza müdahale etmeye çalışmalıyız.Zaten psikolojik problemler abartıdan öte bir şey değildir.İnsan bir şeyi pire iken deve yapar.Aslında piredir ama o deve olduğunu zannederek deve haline getirir.Ama insan olduğumuz için de bu kaçınılmaz; ‘Abartı’ var tabiatımızda.Önemli olan bu tabiatımızı görüp abartmamaya çalışmak, her şeye olduğu gibi bakmaya çalışmak.

 

İşte buradan da şu sonuç çıkarılabilir; İnsan olarak eğitilebilir varlıklar olduğumuz.İnsan olarak kendi kişiliğimizi eğitme şansına sahibiz.Sivri yönlerimizi törpüleyebiliriz, eğri yönlerimizi doğrultabiliriz ,çarpık bakışlarımızı düzeltebilir,aşırı ve gereksiz yoğunlaşmalarımızı azaltabiliriz.Tabi burada eğitim derken sadece örgün eğitimden bahsetmiyorum.Kişiliğimize katkı sağlayabilecek her çabadan bahsediyorum.Aslında şu doğru değil; insanın sorunlarını kategorize ederken psikolojik sorunlar aslında normal insanlarda olmayan sorunlardanmış gibi görmek.Bu doğru bir bakış açısı değil.Her insan bireyinin psikolojisi olduğuna göre psikolojik sorunlar olarak insana ayrı bir başlık açmaya gerek yok.Çünkü insan bir bütündür her şeyiyle.Parçalamak çok doğru değil.Bütünü görmeden ,değerlendirmeden direkt parçaya müdahale etmeye çalışmak başım ağrıyor diye başı toptan kesmeye benzer.Oysa ağrının sebebi tek değildir.Bir çok etken olabilir.Genel anlamda çok ileri ,uç ,çok şiddetli sorunlar olmadıktan sonra her insan bireyi kendi sorunlarını kendi aşabilir diye düşünüyorum.Ki sorun olarak kabul edilen bir çok olguyu da çok normal diyebileceğimiz her insanın psikolojisinden geçen- kimisi dillendirir kimisi dillendirmez – normal olgular olarak görüyorum. saygılarımla…

h1

İnsan psikolojisi üzerine denemeler 3

Temmuz 4, 2006

 

 

Bir  insan olarak değişeceğiz mutlaka değişeceğiz.Neden mutlaka değişim var?Çünkü bu tabiatımızda var.Ama değişim sürecimiz sancılı bir süreçtir her zaman için. Bu sancı bizim insan oluşumuzun en bariz gerçeğidir. İnsan için bilgi ve uygulama anlamında değişim; bir süreç ve çaba istiyor.Bir çiçek bile belli bir zamanda büyüyor.Kendimizden ani değişimler beklemememiz gerekiyor. Sonuçta gerilimler arasında olan bir tabiatımız var.Bu gerilimler arasında hayatımızı idame ettiriyoruz.

 

İnsan için en büyük zindan yine insanın kendisidir.Çoğu zaman kendi kurduğumuz zindanlarda kendimizi tutsak ederiz.Bu anlamda kendimize acı çektirmek, işkence etme insani değil.Kendimizi ve hayatı yaşamak için varız.Yoksa kendimizi ve hayatı tutsak etmek için değil.

 

Her insan bireyi hayatının belli kesitlerinin daha yoğun daha karanlık olduğunu hisseder.Gecelerin sabahı olmayacakmış gibi gelir.Ama şu var ki insan için geçmeyecek/değişmeyecek hiç bir şey yok.İnsan için her şey sınırlı.Göz belli bir mesafeyi görür, akıl belli bir kapasitede çalışır ve insan sürekli değişir. Bu dönen bir çarktır;tabiattır.Bir iyi olursunuz ardından kötü ardından iyi.Gece ve gündüzün ardı ardına gelmesi gibi insan tabiatı da sürekli dönen bir yapıya sahiptir.Kimse sürekli acı çekemez kimse de sürekli neşeli olamaz.Buna tabiatımız el vermiyor.”Elimde olmayan sebepler” dediğimiz olgular aslında  insanın kendi tabiatı.Bu doğrultuda insan tabiatını iyi keşfetmek gerekiyor.

 

Kısacası İNSANI;neşe, acı, sevgi,öfke,rahatlık, bunalım,kaygı kaos,gerilim,sıkıntı,korku, umut…hepsi bizim için var, hepsi bizim için.Varlığımıza sahip çıkalım sevelim/tanıyalım/barışalım

 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.