‘ÇOCUK’ Kategorisi için Arşiv

h1

Bırakınız çocuğunuz hata yapsın

Kasım 7, 2010
Bırakınız çocuğunuz hata yapsın

Yürümeye başlayan çocuk keşfetmeye de başlar. Evin her odası, odalardaki her bir dolap ve eşya çocuklar için keşfedilmeyi bekleyen bir hazine gibidir. Onları keşfetme sürecinde, çocuklar birçok hata yapar.

Son iki yazımda özgüven konusuna değindiğimi biliyorsunuz. İlk yazımda çocuklarımızı kuzu gibi yetiştirmekten vazgeçmemiz gerektiğine, sonraki yazımda ise çocukların adına onların işini yapmanın onların özgüvenini zedelediğine değinmiştim. Bu yazımızda yine özgüveni zedeleyen bir diğer anne-baba tutumundan bahsedeceğim.

Konuya geçmeden, yıllar önce bir dergide gördüğüm ve dikkatimi çeken bir sözü sizinle paylaşmak istiyorum: Hiç hata yapmayan insan, aslında hiçbir şey yapmayan insandır. Söz özetle bana şunu söylüyordu: Yerinde duran ve hareket etmeyen insan ancak hata yapmaz. Hareket ve iş başladığında hata zaten kaçınılmaz olur. Bizler her hata yaptığımızda yeni şeyler öğreniyor ve yeni tecrübeler ediniyoruz. Hayatımıza hata yapmak aslında doğumla birlikte giriyor. Nasıl mı?

Yürümeye başlayan her çocuk keşfetmeye de başlar. Evin her odası, odalardaki her bir dolap ve eşya çocuklar için keşfedilmeyi bekleyen bir hazine gibidir. Bu hazineleri keşfetme sürecinde, çocuklar birçok hatalar yapar. Kimisi bir vazoyu kırar, kimi duvarları çizer, kimisi de yerlere su döker. Çocukların eline eşya aldıklarında o eşyalar ile olmadık şeyler denemesi aslında eşyaları tanımak istemelerinden kaynaklanır. Her bir hata, bir öğretmen gibi çocuğa yeni bilgiler öğretir ve tecrübeler kazandırır. Ancak bazı anne-babalar çocuklarının hata yapmasına fırsat vermezler. Bu nedenle hata yapmayan çocuklar, deneyimi az ve öğrenmesi yetersiz çocuklar olurlar.

Çocukların hata yapmalarına engel olmak aynı zamanda çocukların özgüvenlerinin zedelenmesine de yol açar. Nasıl mı? Bir anne düşünün, çocuğu kendi başına yemek yemek istiyor, ancak anne çocuk üstüne döker diye çocuğun yemek yemesine müsaade etmiyor. Bu nedenle çocuk yemek yemeyi öğrenmediği gibi içten içe “Ben kendi başıma bir iş yapamıyorum, yemeğimi bile yiyemiyorum” inancını geliştiriyor, bu inanç da onun özgüvenini yıkıyor.

Aynı şekilde ayakkabısını annesi giydiren, ödevlerini babası yapan çocuklar hem hayat tecrübesinde sorun yaşıyorlar hem de özgüven konusunda sıkıntı çekiyorlar. “Aman hata yapmasın” diye hiçbir şey yapmasına müsaade edilmeyen çocukların yetenekleri köreliyor. Özgüvenleri yıkılıyor. Küçükken hata yapmayan bu çocuklar ileride bir işi yapamaz, bir işin ucundan tutamaz hale geliyor. Çünkü bir işe el atmak istediklerinde “Ya yanlış yaparsam” düşüncesi onları durduruyor. Bu çocuklar hata yapmalarına fırsat verilmediği için hata yapmayı çok kötü bir davranış olarak kodluyorlar. Hata yapmaktan, hatta hata yapma ihtimalinden bile korkar hale geliyorlar. Hata yaparım endişesiyle sınıfta el kaldıramıyorlar, annelerinin gelip el kaldırmasını bekliyorlar. Hakkını arayamıyorlar, çünkü ararken hata yapma ihtimalleri onları aşırı korkutuyor. Haklarını başkalarının aramasını bekliyorlar.

Duvarları çizebilir düşüncesiyle eline kalem verilmeyen, dökebilir endişesiyle sulu boya ile uğraşmayan, kırabilir endişesi ile su bardağı ve tabağını hiç taşımamış çocuklar bu işlerde kendilerini yetersiz görüyorlar. Yemeğini bile yaşı ve fiziki yapısı müsait olduğu halde kendi yiyemeyen bir çocuktan bir doktor, öğretmen nasıl yetişebilir ki? Bu çocuğun zihnine kök salan “Ben yetersizim, kendi işimi kendim yapamıyorum” düşüncesiyle “Hata yapmak çok kötü bir şeydir” düşüncesini yıkmak o kadar zor ki. Halbuki zihinlere “Sen de herkes gibisin ve istersen başarabilirsin” düşüncesini ekmek, “Her hata insana yeni tecrübeler kazandırır” fikrini yeniden yeşertmek gerekiyor.

NLP’nin altın kurallarından biri de şudur: Başarısızlık yoktur, tecrübe vardır. Çocuklarımızın başarılı ve özgüven sahibi olmasını istiyorsak hata yapmalarına imkan tanıyalım. Bırakalım düşsünler ve kalksınlar. Hatalarının sonuçlarına katlanmayı, her bir hatadan yeni bilgiler edinmeyi, insanın mükemmel olmadığını iliklerine kadar hissetsinler.

Şimdi bu yazıyı okuyup da “Hocam hiç mi müdahale etmeyeceğiz. Kırıp, döksün mü yani?” diye düşünenler olabilir. Doğrudur da bu düşünce. İlk olarak şunu bilelim, çocuğun zararlı bir davranışı bilerek yapması hata değildir. Çünkü hata bilmeden olur. İkincisi, doğrusu gösterildiği halde aynı hatayı defalarca tekrarlamak yine hata sayılmaz. Çünkü hata sonunda öğrenme gerçekleşir. Doğruların gösterilmesine rağmen, çocuk aynı hataya devam ediyorsa bu durumda müdahale edilebilir. Üçüncüsü ise, eşyaya, canlıya ve çocuğun kendisine ciddi zarar verecek hatalar tabi ki de engellenmelidir.

Anne-baba olarak bize düşüne görev aslında basit. Bir, onların hata yapmalarına fırsat tanımak. İki, hata yaptıklarında onları doğrusunu yapabileceklerine dair yüreklendirmek. Üç, yaptıkları hatanın doğrusunu onlara öğretmek ve göstermek. Dört, yaptıkları hatanın bedelini ödemelerini sağlamak. Bırakın suyu döken çocuk temizleme sürecine de katılsın. Eşyanızı kıran çocuk kırık parçaları toplasın, tamirinde de rol alsın. Üstüne yemeğini döken çocuk siz silmeden önce elbisesini kendisi silsin.

Hatalarımızı doğru değerlendirdiğimizde çocuklarımızın gelişim sürecine katkıda bulunabiliriz. Onların yeni tecrübeler kazanmasını sağladığımız gibi, hatalar yoluyla özgüvenlerini de geliştirebiliriz.

Psikolojik Danışman ve Pedagog Mehmet Teber – Haber 7
teber_m@hotmail.comwww.mehmetteber.com

 

h1

Soru soran çocuğu azarlamak öğrenmeyi yavaşlatıyor

Eylül 23, 2010

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Mesleki Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi ve Ev Yönetimi Eğitimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ramazan Arı, okula yeni başlayan çocuğa ‘Nereden buluyorsun bu soruları?’, ‘İcat çıkarma’, ‘Sana ne?’ gibi sorularla azarlanmasının çocuktaki merak duygusunu yok edebileceğini bildirdi.

Prof. Dr. Arı, ilköğretim döneminin çocukların yeteneklerini geliştirdiği bir süreç olduğunu, bu dönemde soru soran çocuğun dikkate alınması gerektiği uyarısında bulundu.

Bireylerin, tam anlam veremedikleri durumlar karşısında zihinlerinde dengesizlikler oluştuğunu ifade eden Arı, özellikle 6 yaş dönemi çocukların zihninde oluşan soruları cevaplamak için çok soru sorduğunu, zihnindeki resmi tam manasıyla tamamlamaya çalıştığını söyledi.

-”MERAK ÇOCUKLARIN ÖĞRENME MOTURUDUR”-

Zihin gelişiminin insanlarda 16 yaşın sonuna kadar sürebildiğini anlatan Arı, ”6 yaş civarındaki çocuklar, bazı şeyleri anlayamayabilir. Dolayısıyla bazı sorulara cevap ararlar. Karşılığını alamadığı cevaplar onların zihnini rahatsız eder. Rahatsız edince de merak duygusu oluşur. Dolayısıyla bu merak çocuklar için öğrenmenin motorudur” dedi.

İnsan zihninin, yeni birşeyler öğrendiği zaman mutluluk hormonu salgıladığını vurgulayan Arı, çocukların da meraklarını giderdikleri zaman mutlu olduklarını dile getirdi.

-ÇOK SORU SORAN ÇOCUK DAHA ZEKİ OLUYOR-

Çok soru soran çocuğun akranlarına göre daha zeki olduğunu vurgulayan Arı, şunları kaydetti:

”Kafalarında daha büyük ve bütün bir resim oluşturmak isteyen çocuk, daha zeki olur. Soru soran çocuğa cevap verirken bazı şeylere dikkat etmeliyiz. Onlara öyle bir cevap vermeliyiz ki, çocuk verilen cevabı anlayabilmeli ve kafasındaki resmi tamamlayabilmelidir. Soyut şeyler anlattığımızda çocuk kafasındaki resmini tamamlayamaz. Biz genellikle, ‘Nereden buluyorsun bu soruları?’, ‘İcat çıkarma’, ‘Sana ne’ gibi sorularla çocuktaki merak duygusunu öldürürüz. Oysa, öğrenmenin gelişmenini tek bir yolu vardır. O da meraklarımızı, ne gerekiyorsa deneyerek, sorarak öğrenmektir. Bu konuda çocukları engellememek lazım.”

-İLKÖĞRETİM YETENEK HAVUZUDUR-

Çocukların tercih ettiği oyun biçimlerinin ve davranışlarının yaşam biçimlerinden ve kültürel özelliklerinden etkilendiğini belirten Arı, ilköğretimin yetenek havuzu olduğunu söyledi.

Bu dönemde çocukların yeteneklerini tanıyacaklarını ve geliştireceklerini ifade eden Arı, sözlerine şöyle devam etti:

”Bu dönemde tanıma ve geliştirme ise öğretmen sayesinde olur. Disiplin ve öğrencilerin özgürce araştırma isteği arasında bir çelişki vardır. Disiplin bir kurala bağlı olmak demektir. Soran araştıran, talep eden, merak eden öğrenciler hocayı da rahatsız eden öğrencilerdir” diye konuştu.

Arı, ilköğretime yeni başlayan çocuğun davranış problemleri yaşayabileceğini, her davranışın da bir problem olarak algılanmamasını, çok zor durumda kalınırsa bir danışmana başvurulması gerektiği önerisinde bulundu.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.