‘1’ Kategorisi için Arşiv

h1

Ruh-dua ilişkisi var mıdır? Duanın Psikolojik faydaları nelerdir?

Mart 19, 2009

Duanın biyolojik temelleri

Geleneksel Batılı ruh anlayışını şöyle özetleyebiliriz:
1. Yaşam rasgele kimyasal süreçlerden oluşur.
2. Bilinç beynin bir ürünüdür ve kafatası içine sıkışmıştır.
3. Duyu organlarımızdan geçmeyen hiçbir şey zihinde var olamaz.

Geleneksel batılı ruh anlayışı bazı yeni bilgilerle sorgulamaya başladı:
1. DNA’nın varlığı. En basit hücre olan yosunun DNAsının insan DNAsı kadar mükemmel olması.
2. Olağan dışı bilinç deneyimlerinin varlığı. Duyu ötesi algı ve beden dışı ruhsal deneyimlerin Budist rahiplerde gözlemlenebilmesi. Telepati, telekinezi, duru görü gibi duyu ötesi bilgiye ulaşılabilmesi.
3. Duanın iyileştirici gücü. 2002 yılı Psychology Today Haziran sayısında yayınlanan bir araştırmada 3cü kişilerin dua edilenden habersiz olarak ettikleri duaların sonuçları verildi. Bu araştırmaya göre kısırlık tedavisi gören kadınların dua edilenlerde iki misli fazla gebelik saptandı.(Colombia Ünv.Dr.Regerlobo)
4. Beynin biyolojik bir bilgisayar gibi çalışması. Donanımın beyindeki kimyasal ve elektriksel devreler yazılımında ruh anlamına gelebileceği bilgisi, genlerin de veri tabanı olarak değerlendirilebileceği bakışı, “Evrende üstün bir bilgisayar teknolojisine sahip olan güç mü var?” sorusunu sordurdu. Beynimizdeki sinir hücreleri elektrik devrelerse, yazılım da acaba ruh olabilir mi?
5.Her şeyin dijital formata dönüştürülebilmesi gerçeği. Ses, görüntü, renk, koku salınım ve titreşim şeklinde formatlanabiliyor. Birçok biyolojik bilginin formatlanması mümkün gözüküyor.

Yöntem olarak bilim:
Bilim aklın soruşturma yeteneğidir. Newton evrensel yasalarını gözlem ve beyin jimnastiği ile oluşturdu. Akıl ile teorik fizik deneyleri yapılabiliyor; Kara Delik, böyle bir deney sırasında bulundu.

Sanatsal düşünce, yani sembolik düşüncenin evrimle açıklanamayacağı biliniyor. Mozart’ın eserini tesadüfle ne kadar açıklayabiliriz? Dua ile sanat ruhtan mı geliyor? Read the rest of this entry ?

h1

Narsisist Kişilik

Ocak 6, 2009

KIBRIS VEYA FİLİSTİN… YAKIN MESAFEDEN TARİH GÖRÜLMEZ

Semitizm varsa antisemitizm de olur. İsrail resmen soykırıma başladı. Ölen 505 kişinin 120’si kadın ve çocuk, üç ambulans ve bir cami bombalandı. Bosnayı hatırlatan görüntüler görüyoruz.

Yahudinin narsisistik ahlakının tezahürlerini bütün çıplaklığı ile görmeye başladık. Kibir, zalimlik, yüksek ayrıcalık beklentisi, üstün ırk duygusu, diğer insanları ötekileştirip değersizleştirme, kendisine engel olan herşeyi düşman olarak algılama, sadece kendilerine yönelik adalet ve hak duygusu.

Geçtiğimiz günlerde Hamas’ın Aliya gibi hareket edebilmesine dikkat çekmiştim. Herhalde yeterince ifade edememişim ki önemli eleştiriler aldım. Bu sebeple Yahudi ahlakının tarihsel sonuçları ve bu karekter tipinin nasıl alt edileceğini tartışmak istedim.

Çevremizde narsisist bir kişi varsa sıradan olmaktan çok korkan bu kişilerin çok çalışkan olduğunu görürsünüz. Başarısızlığı ölmekle eşdeğer tutarlar. Bu kişiler akıllı ve yetenekli oldukları için eserleri sevilir ama kişilikleri hiç sevilmez. Güç ve otoritelerini kaybettiklerinde yalnız kalırlar.

İntikam duygusu uyandırdıkları kişilerce öldürülmeleri sık rastlanır. Düşmanlarında öfke ve intikam duygusu uyandırıp hata yaptırıp yok etmek kullandıkları bir yöntemdir.

Tarihe baktığımızda bu özellikleri sebebiyle Yahudi milletinin, İlahi irade tarafından ‘İyi ve kötü, doğru ve yanlış, güzel ve çirkin’i insanlığa öğretmek için ‘tecrübe cemaati’ olarak seçilmiş olduklarını söyleyebiliriz. Read the rest of this entry ?

h1

Herkes Hipnoz olabilir mi ve herkes Hipnoz yapabilir mi?

Kasım 3, 2008

Herkes Hipnoz olabilir mi?

Demans hastaları, geri zekalılar, çok yaşlanmış dikkatini bir noktada toplayamayanlar, ciddi akıl hastaları ve küçük çocuklar dışında hemen herkes hipnotize olabilir.

Herkes Hipnoz yapabilr mi?

Evet . Şartları yerine getirdikten sonra herkes hipnoz yapabilir. Ama bazı insanlar bunu daha kolay gerçekleştirirler. Hipnoz olmaya istekli bir kişi , hakikaten hipnoz yapmak isteyen birisi tarafından kolaylıkla transa sokulabilir ama sonrası ne olur bilemem. Dolayısıyla hekimlerin dışındaki insanların bu işle uğraşması tamiri güç durumlara sebep olabilir. Hele ruhsal sorunların tedavisinde Psikiyatristlerin dışında insanların hipnozu kullanmasının kasabın ameliyat yapmasından hiçbir farkı olmadığını hatırlatmak isterim. İşi ehline yani Read the rest of this entry ?

h1

İpsikoloji röportaj: Hong Kong’ta bir Türk

Ağustos 19, 2008

İpsikoloji : Hong Kong neresi, İstanbul neresi. Neden Hong Kong?

Y. Ahmet Hakan: Neden Hong Kong, çünkü: Hong Kong’a 2000 yılında gelme nedenim ilk olarak ithalat. O zaman çok etkilenmiştim. Görsel olarak muhteşem güzellikte bir şehir. Tabi o gelişimde Şangayı’da ziyaret etmiştim yine iş için. Aradaki fark kıyaslanamayacak kadar çok açıktı. Daha sonra her yıl geldim yine işim gereği Hong Kong’a ve Çin’e. Her gelişim daha da etkiledi beni. Defalarca kendime sordum neden diye, ama cevabını bulamadım hiç… Sonunda da buraya yerleşmeye karar verdim.

İpsikoloji : Hong Kong’u İstanbul’a tercih etme sebebiniz nedir?

Y. Ahmet Hakan: Benim buraya yerleşme amacım uluslararası ticaret yapabilme isteğim. Buraya her ziyaretimde daha da keşfedebilme şansım oldu ticari açıdan şartların nasıl olduğunu. Hong Kong havaalanına indiğinizde bir yazı karşılar sizi: ”Asya’nın dünya şehrine hoş geldiniz” diye. Sanıyorum bu cümle bir çok şeyi anlatır insanlara. Hong Kong gerçekten bir Dünya şehri. Bunun yanında Türkiye’mizdeki ticari şartlar da ortada. Risk çok fazla, yatırımınızın karşılığını almak çok zaman alıyor. Ayrıca tüm Dünya şirketleri Asya olmadan olmaz şeklinde bakıyorlar olaya. Çin çok büyük bir pazar. Türkiye’mizde genelde Çin sadece ithalat kapısı olarak görülüyor. Ama fakir Çin halkının elit tabakasının rakamı yaklaşık 250 milyon kişi. Bu rakam daha iyi fikir verir sanıyorum işadamlarına.

İpsikoloji : Çin’deki bir Türk kendini nasıl hisseder, ne yer ne içer?

Y. Ahmet Hakan: Genelde Türkiye’de söylediğimiz bir söz vardır halk arasında; Türk’ün olmadığı bir yer yoktur dünyada diye. Burada da Türkler var doğal olarak. Ama bir Avrupa ülkesindeki kadar değil tabii.

Ne yer? İşte bu güzel bir soru. İlk geldiğimde çok sıkıntı çekmiştim. En çok koku rahatsız ediyordu restoranlardaki. Yanlış anlaşılmasın pislikten ya da Çinliler her şeyi yerler de o yüzden değil. (Çin hariç, Hong Kong’ta kedi, köpek ya da böcek falan yenmiyor) Kullandıkları yağlar ve sosların kokuları çok ağır kokuyordu o zamanlar bana. O zamanlar diyorum çünkü artık koku falan kalmadı. Hong Kong’ta genelde restoranlarda İngilizce menü de bulabiliyorsunuz. Tabi buradaki asıl sorun Helal yemek. Ama deniz ürünlerinden bazılarını yiyebilirsiniz Çin restoranlarında. Ya da öğrenene kadar yanınızda bilen birisiyle gitmeniz daha iyi olur restoranlara. Mesela makarna isteyebilirsiniz gayet masumane bir seçimle. Ama makarnanın üzerine çorba suyu koyarlar biraz, o da genelde domuz etli bir çorba olur. O yüzden dikkatli olmak lazım. Tavuk da yenebilir tabi ama Helal kesim olmayacağı da ortada. O yüzden en mantıklısı deniz mahsulleri. Diğer yandan burada aynı ülkemizdeki gibi meşhur fast foodları adım başında bulmak mümkün. Ama en güzeli de Hong Kong’ta üç tane Türk restoranı var. Büyük değiller ama en azından bir çorba içip her türlü döner ve kebap, pide lahmacun bulma şansınızda var. Bunlardan iki tanesi Tsim Tsa Tsui de. Bir tanesi de Mong Kong’ta. Tsim Tsa Tsui de büyük bir cami var ona çok yakın. Yine Çin’deki büyük şehirlerde de Türk Restoranları var. Araştırmak lazım gelmeden önce ki sonradan zorluk çekilmesin.

İpsikoloji : Çin ile Hong Kong arasındaki gözlemlediğiniz farklar nelerdir?

Y. Ahmet Hakan: Çin ve Hong Kong çok farklı. Her açıdan çok farklı. Fakat Çin, Hong Kong’u örnek alıp diğer büyük şehirlerini de Hong Kong’a benzetmeye çalışıyor. Yani çok hızlı bir değişim var Çin’de şu anda. Halkın kültürü, yaşam standardı çok farklı Çin’e göre. Ama Hong Kong her şeyiyle çok başka. Alt yapısı üst yapısı, kurumların insana hizmet için var olduğunu burada çok iyi anlayabiliyorsunuz. Yani devlet dairesine bir işiniz düştüğünde ilgi alaka şaşırtıyor insanı. Darısı bizim ülkemizin başına İnşallah. Yabancı da olsanız her türlü hizmeti alıyorsunuz burada. Hem de çok hızlı bir şekilde. Ve telefon açıp bilgi veriyorlar size.

İpsikoloji : Kızıl Çin neden Hong Kong’u etkile(ye)miyor?

Y. Ahmet Hakan: Aslında etkiliyor. Şöyle ki; 1997’de Çin kontrolü ele alırken uluslararası anlaşma gereği Hong Kong’un statüsünü değiştiremez diye bir madde var. O maddeden dolayı mı yoksa geçekten istemediği için mi bilinmez tabi. Ama Hong Kong’a bir saat mesafede Macau adası var yine Hong Kong gibi bir statüsü var. Yani iç işlerinde bağımsız dış işlerinde Çin’e bağlı özerk bir yapıda her ikisi de. Çin Macau adasınıda değiştirmediği gibi Las Vegas gibi bir kumar merkezi haline getiriyor hızla. Çin vatandaşları Hong Kong’a ancak vize alarak gelebiliyorlar. Ama her şeye rağmen son yıllarda Çin’den buraya yerleşenlerin sayısı çok hızla artıyor. Bu da ister istemez Hong Kong’u değiştiriyor tabii ki.

İpsikoloji : Çin’in Doğu Türkistan Türklerine karşı nasıl bir vahşet sergilediğini biliyoruz. Yaşadığınız bölgedeki halkın Doğu Türkistan Türklerine bakış açısı nasıl?

Y. Ahmet Hakan: Konuşmaya çalıştığım insanların maalesef hiç bir bilgileri ve fikirleri yok Doğu Türkistanlılar hakkında. Sadece o bölgede Türklerin yaşadığını biliyorlar o kadar. En ufak bir yorum yok…

Genel olarak Hong Kongluların ve Çinlilerin bizim ülkemizdeki gibi sosyal yaşamları pek fazla yok. Yani robot gibiler diyebiliriz. Evden işe işten eve. Sonrada dışarıda yemek yemeye. Burada genelde evde yemek yapma adetleri yok. Çok şaşırtıcı ama herkes dışarıda yer yemeklerini. Öğle ve akşam yemeği zamanlarında restoranların önünde kuyruklar oluşur. Bekliyorlar ki içerideki yemeğini bitirip çıksın. Çok tuhaf gelmişti bana. Yahu gider başka restoranda yeriz neden bekliyorsunuz dedim ilk seferinde. Her yer aynıymış meğer.

İpsikoloji : Bulunduğunuz süre içerisinde Doğu Türkistanlı Türklere herhangi bir yardımınız dokundu mu?

Y. Ahmet Hakan: Burada yaşayan Doğu Türkistanlı bir kardeşimle tanışamadım henüz. Sanıyorum yok burada hiç Doğu Türkistanlı. Ama Şangay’da ve Guangzhou’da tanışmıştım.

Bir ip ucu daha; eğer Çin’de cadde kenarında bisikletlerinin arkasında küçücük mangalında çöp şiş yapan birilerini görürseniz bilin ki onlar Uygur Türkleri. Zaten başlarında takkeleri, tertemiz yüzleriyle hemen anlaşılıyor. Çok da zor olmadan Türkçe anlaşabilirsiniz. Malum onlar öz Türkçe kullanıyorlar.

İpsikoloji : Başınızdan geçen ilginç bir olayı anlatır mısınız?

Y. Ahmet Hakan: Burada çok hoşuma giden başka bir uygulamayı anlatmak istiyorum: Hong Kong’ta sokak çocuğu hiç yok. Hatta Çin’deki bazı fakir aileler çocuklarını geleceğini kurtarmak adına para verip çocuklarını Hong Kong’a yollamaya çalışıyorlar kaçak olarak. Getiren şahıslar çocukları burada her hangi bir parka bırakıp gidiyorlar. Hong Kong devleti alıyor o çocukları üniversiteyi bitirip iş bulana kadar çok iyi bir şekilde yetiştirip topluma sunuyor. Bu beni çok şaşırtan ve hayran olduğum bir davranış. İnşallah bizim ülkemizde de bu şekilde olur da kurtulur toplum bu yaradan.

İpsikoloji : Türkiye’ye hangi sıklıkta geliyorsunuz?

Y. Ahmet Hakan: Belli bir periyodda gidemiyorum. Senede bir ya da iki sefer gidebiliyorum ancak.

İpsikoloji : Son olarak oldukça klasik bir soru: En çok neyi özlediniz?

Y. Ahmet Hakan: Ailemin ve sevdiklerimin hasreti çok zor tabii ki. Ama teknoloji sayesinde sık sık görüşüyorum onlarla. En çok da yemeklerimizi özledim.

12 Ağustos 2008 Salı

İlgili fotoğraflar ve linkler:

Çin’de hayat ayaklar altında.

Hong Kong’ta bir restoran.

Hong Kong map.

Soykırımın adı: Doğu Türkistan.

Soykırımın adı: Doğu Türkistan2.

Çin Zulmünün Tarihi.

Comfy Streets of Hong Kong by fayerman.

h1

“Bugün Benim Doğum Günüm” Testi

Haziran 23, 2008

greeting card

Doğum gününüz senede tek bir gün ve her şeyin olduğundan biraz daha iyi olması gerektiğine inandığınız bir gündür.

İyi dilekler, tebrikler, hediyeler ve kartlar belki de halinizde bambaşka bir yeri vardır….

1. Soru: Bugün doğum gününüz ve hiç tahmin etmediğiniz birinden kart aldınız.

Kim yollamış bu kartı?

Anahtar:

Verdiğiniz cevaplar hayatınızdaki insanlar hakkındaki belki farkında bile olmadığınız gerçek hislerinizdir. Hiç beklemediğiniz halde kart yollayan kişi size daha fazla şefkat ya da daha fazla ilgi göstermesini istediğiniz kişidir.Kısacası kartı gönderen kişi sizin uzaktan hayranlık duyduğunuz biridir.Az tanıdığınız birisi mi, yakınlaşmaktan çekindiğiniz biri mi, yoksa uzun zamandır haber alamadığınız bir arkadaşınız mı? Belki de bu mesafeyi aşmak için ilk adımı sizin atmanızın zamanı gelmiştir?

h1

“Kararı Siz Verin” testi

Haziran 23, 2008

court room

Tokmağın inişi, kurnaz avukatların yorulmak bilmeyen çeneleri, karar okunurken çöken sessizlik … Bir mahkeme salonundan daha fazla dramatik olmayı başaran çok az film sahnesi vardır.. Zekaların çarpıştığı gerilim dolu savaş alanında kimi zaman doğru ile yanlışl arasındaki çizgi bulanıklaşır ve bu karışıklıkta kanun ve adalet kaybolur.
Mahkeme salonunda geçen bir filmde aktörsünüz, aşağıdakilerden hangisini oynardınız.?

1. Avukat

2. Dedektif

3. Suçlu

4. Şahit.

Cevaplar:

Psikolojik açıdan aktör sizin sosyal kişiliğinizle ilintilidir, yani dış dünyayı karşıladığınız yüzünüz. Kendinizi bir aktör olarak hayal etmek size istediğiniz rolü oynama özgürlüğünü sunar. Mahkeme salonu dekoru ise sahneye gergin ve heyecanlı duygular katar. Oynadığınızı söylediğiniz rol bir kriz durumunda ne tepki verdiğinizi anlatır.
1.Avukat:
Ateş altında daima soğukkanlısınız ve sizi terlerken görmek çok zor. Fakat çok gergin durumlarda ortaya çıkan bir başka yüzünüz daha vaR: Kısıtlamaları unutacak kadar ateşli ve gerekirse patlamaya hazır bir savaşçı. Bu soğukkanlı ve ateşlilik sizi en umutsuz durumlarda bile düzlüğe çıkarıyor.
2.Dedektif:
Karmaşa ve karışıklık sizi etkilemiyor ve başkaları kendilerini kaybettiklerinde bile siz sakin kafayla düşünebiliyorsunuz. Çevrenizdekiler sizdeki bu serinkanlılığa saygı duyuyorlar ve zorda kaldıkları zaman sizden yardım istiyorlar. Bunun anlamı başınızdan hiç dert eksik olmaması ama siz stresten fazla rahatsız olmuyorsunuz, hatta sizi daha da sakinleştiriyor.
3.Suçlu:
İlk bakışta güçlü ve umursamaz görünüyorsunuz ama aslında savaşları sonuna kadar götürmek için gerekli olan şey sizde yok. İşler zora binince, kaygılanmakla vakit kaybediyori, sorunları çözmek yerine kendinizi yargılamaya başlıyorsunuz. Sizin için yapılacak en iyi şey olayları daha pratik yoldan çözümleyebilen birisiyle ortaklık kurmaktır.
4.Şahit:
Her durumda uyumlu ve yardımsever olarak görüseniz de başkalarını memnun etmek için gösterdiğiniz fazla çaba sizi de bir dert kaynağı haline getiriyor. Herkesle her zaman geçinmek uğruna tutarsız ve hatta güvenilmeyecek birisi haline geliyorsunuz. Yaptıklaırınızın başkalarını mutlu ya da mutsuz edip etmediğinden sürekli endişe duymayı bırakmalısınız. Kendinizi ispatlamanız gereken tek kişi kendinizsiniz.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.